Dünyanın farklı kültürleri, binlerce yıl boyunca gökyüzünde beliren kuzey ışıklarını çeşitli biçimlerde yorumladı. Bu etkileyici ışıklar, çoğu zaman tanrıların mesajı ya da savaş ve ölüm işareti olarak algılandı. Jacobite Ayaklanması’nın bastırılmasının ardından, 1716 yılında İngiltere semalarında görülen “kan yağmuru”, “alev şelalesi” ve “devlerin kılıçları” gibi tanımlamalar, bu ışıkların siyasi ve dini inançlarla nasıl ilişkilendirildiğini gösteriyor. O dönemde bir İngiliz din adamı, bazı kişilerin bu “uğursuz yabancıyı” korkuyla izlediğini, bazılarının ise bunun “krallıkların düşüşünü müjdelediğini” düşündüğünü kaleme almıştı.
Günümüzde bu renkli ve hareketli gösterilerin, Güneş’teki aktiviteler sonucunda oluştuğu anlaşılmaktadır. BBC’nin aktardığına göre, son günlerde yaşanan güçlü jeomanyetik fırtına nedeniyle kuzey ışıkları, Britanya ve ABD’nin birçok bölgesinde alışılmadık bir yoğunlukla gözlemlendi. Ancak yazılı ve sözlü kaynaklar, insanların bu ışıklara olan hayranlığının ve merakının binlerce yıl öncesine dayandığını ortaya koyuyor.
3 bin yıllık izler
Kuzey ışıklarıyla ilgili en eski kayıtların M.Ö. 193 yılına kadar uzandığına dair bilgiler, Çin kaynaklarına dayanmaktadır. Ancak araştırmalar, daha eski izlerin de mevcut olabileceğini göstermektedir. Aristoteles’in M.Ö. 330 tarihli eseri Meteorologicasında “gece göğünde alev gibi görünen ışıklar” tanımlanırken, Babil ve Asur tabletlerindeki M.Ö. 7. yüzyıla ait “kızıl bulut” ve “kızıl gök” terimleri, muhtemel aurora gözlemleri olarak değerlendirilmektedir. 2023 yılında yayımlanan bir araştırma, Çin’in Bambu Yıllıkları’nda M.Ö. 10. yüzyıla tarihlenen “beş renkli gece olayı”nın bilinen en eski aurora kaydı olabileceğini ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu betimlemeleri dönemin güneş aktiviteleri ve dünyanın manyetik alanındaki değişimlerle karşılaştırarak aurora olasılığını desteklemektedir.
Kuzey toplumlarında doğa, ruhlar ve ölüm
Işıkların düzenli olarak gözlemlendiği yüksek enlemlerde, aurora yerel halkların kültüründe önemli bir yer tutmaktadır. İzlanda’dan Alaska’ya, Sibirya’dan Kanada’ya kadar birçok topluluk, kuzey ışıklarını ataların ruhları, şamanik güçler veya doğaya dair işaretler ile ilişkilendirmektedir.
Sami topluluklarında aurora, hem korku hem de saygı karışımı bir duyguyu tetiklemektedir. Işıklar belirdiğinde sessiz olunması, kadınların saçlarını örtmesi ve ışıkları kızdıracak sözlerden kaçınılması tavsiye edilmektedir. Güney yarımkürenin aurorası olan aurora australis ise daha nadir gözlemlense de bazı Aborjin topluluklarında kan, ateş ve ölümle ilgili güçlü bir tabu olarak kabul edilmektedir.
Efsanelerden bilime
Aurora borealis terimi, ilk kez 1619 yılında Galileo tarafından kullanılmıştır. “Şafak tanrıçası Aurora” ve “kuzey rüzgârı Boreas” isimlerinin birleşimiyle oluşan bu kavram, zamanla dünya literatüründe yerleşmiştir. Finlandiya’da “revontulet” (tilki ateşi) olarak adlandırılan bu fenomen, bir kutup tilkisinin karları savurarak kıvılcımlar çıkardığı efsanesine dayanmaktadır. Shetland Adaları’nda ise bu olaya “mirrie dancers” (parıldayan dansçılar) denilmektedir.
Kuzey ışıklarını yalnızca görsel bir şölen olarak değil, aynı zamanda işitsel bir deneyim olarak tanımlayan diller de mevcuttur. Sami dilindeki guovsahasat, “duyulabilen ışıklar” anlamına gelmektedir. Bazı insanlar aurora sırasında duydukları hafif çıtırtı benzeri sesleri, uzun süre psikolojik bir etki olarak yorumlarken, bilim insanları bunun statik elektrik deşarjıyla bağlantılı olabileceğini düşünmektedir.
Aurora, sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda siyasi yorumların da malzemesi olmuştur. 18. yüzyıldaki Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında Britanyalı şair Hugh Jones, kuzey ışıklarının Britanya’ya “Protestan inancını koruma ve Amerika’yla barışma” çağrısı olduğunu öne sürmüştür. Aynı yüzyılda astronom Edmund Halley, bilimsel açıklamalar getirmeye çalışmış; fakat birçok kişi hâlâ ışıkları ilahi mesajlar olarak yorumlamaya devam etmiştir.
Kayıp efsaneler ve devam eden merak
Kuzey ışıklarıyla ilgili efsaneler günümüzde tamamen ortadan kalkmamıştır. Turizm sektörünün etkisiyle ortaya çıkan modern mitler de mevcuttur. Bunlardan en bilineni, bazı Japon turistlerin “aurora altında çocuk yapmanın şans getirdiğine” inancı ile kuzeye gitmeleridir. Araştırmacılar, bunun büyük ihtimalle sonradan uydurulmuş bir hikâye olduğunu ifade etmektedir.
Bilimsel araştırmalar, kuzey ışıklarının oluşumuna dair bilgiyi derinleştirirken, geçmişteki güçlü güneş fırtınalarını anlama konusunda da yardımcı olmaktadır. Uzmanlar, dünyanın dört bir yanında aurora ile ilgili hâlâ keşfedilmemiş, bazıları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan sayısız hikâye ve yorum bulunduğunu vurgulamaktadır. Bu anlatılar, insanlığın gökyüzündeki en büyüleyici doğa olaylarından birine olan bakış açısının zamanla nasıl değiştiğine dair eşsiz bir rehber sunmaya devam etmektedir.
Kaynak: Gazete Oksijen








