Hannah Beech, Muktita Suhartono / New York Times
Turistleri cezbetmek amacıyla inşa edilen oteller ve plaj kulüpleri, Endonezya’nın Bali adasında, yer altından çıkan insan kemikleriyle birlikte gündeme geldi.
Bali’nin palmiyelerle çevrili kıyılarında, 1990’larda bir tatil köyü inşaatı sırasında, hayaletleri kovmak için çağrılan Hindu rahibin belirttiğine göre, bir kamyonetin yarısını dolduracak kadar insan kalıntısı ortaya çıkarıldı. Birkaç kapı ötedeki arsada ise adanın en ünlü gece kulübü inşaatı sırasında, işçilerin endişelenmesine yol açan iki kafatası topraktan çıkmıştı. Hatta birkaç yıl önce, “cennetin kıyılarında” sloganıyla inşa edilen yeni bir plaj kulübü alanında, havuz ve bambu yapısının kurulacağı yerde insan kalıntılarına rastlandı.
Bu ay, Endonezya’daki antikomünist katliamların başlangıcının üzerinden tam 60 yıl geçti. Bu olaylar, en az yarım milyon insanın ölümüne yol açtı ve 20. yüzyılın en kanlı fakat göz ardı edilen olayları arasında yer aldı. Milislerin siyah giysileri içinde intikam peşinde koşan komşular ve “öldür ya da öldürül” emri verilen akrabalar, bu kanlı sürecin bir parçasıydı.
Katliam mevsimi, Aralık musonlarıyla birlikte Bali’ye ulaştı. Günümüzde lüks tatillerle anılan bu ada, o dönemde en yüksek ölüm oranına sahip bölgelerden biriydi. Tarihçiler, Aralık 1965 ile 1966’nın ilk ayları arasında 80.000 ila 100.000 Balilinin hayatını kaybettiğini tahmin ediyor. Birçok ceset, o dönemde turizm etkisi henüz görülmeyen, yağmurla ıslanmış mezarlıklar ve sahillere atıldı.
Hindu rahip Wayan Badra, “Bali’de unutmak istediğimiz sayısız kemik var” sözleriyle durumu özetledi.
1965 ve 1966 yıllarındaki katliamlarla ilgili anılar, hem yurtdışında hem de Endonezya’da derin bir unutkanlık içinde kalmış durumda. Bu unutkanlık, özellikle Bali’de belirgin çünkü katliamları anımsatacak her şey tatil atmosferine zarar verme riski taşıyor. Tarihçiler, adada kitlesel turizmin geliştirilmesinin, 1966’da iktidara gelen Suharto rejiminin, toplu katliamlarla sarsılan bir ekonomiyi canlandırmak amacıyla benimsediği bir strateji olduğunu vurguluyor.
“Turizm tarihimizin ve travmamızın üzerini örtüyor”
Büyükbabasını bu katliamda kaybeden Ngurah Termana, “Turizme karşı değilim ama aynı zamanda turizmin tarihimizin ve travmamızın üzerini örttüğünü kabul etmeliyiz. Katliamlar hakkında konuşmuyoruz çünkü turizm, Bali’nin uyum, barış ve yoga yeri olmasına dayanıyor” şeklinde ifade etti.
Geleneksel olarak, Balililer deniz yerine iç kesimlerdeki kutsal volkanlara yönelirdi. Teraslı pirinç tarlaları dağlara doğru uzanırken, okyanus ruhların yeniden doğuşa hazırlanmak üzere gönderildiği bir yerdi. Bugün hala birçok Balili yüzme bilmiyor. Adanın sörf ve siyah kumlu plajlarına olan ilgi, yabancı tatilcilerin gelmesiyle başlamıştır.
61 yaşındaki Ketut Suerja, siyah giysiler içindeki milislerin bisiklet tamirhanesi işleten babası için geldiği sırada henüz bebekti. Kerobokan’daki kıyı topluluğundaki evler ateşe verildi ve babasının kuzeni olan bir öğretmen de katledildi.
Yaklaşık on yıl sonra aile, bir Hindu kremasyon merasimi için bir araya geldi. Erkeklerin cesetlerinin, bir kıyı mezarlığının yakınındaki bataklıklara atıldığı söyleniyordu. Bu mezarlık, cüzzamlılar ve kremasyon ayinlerini gerçekleştiremeyecek kadar yoksul olanlar içindi. Suerja’nın akrabalarına ait kemikler bulunamayınca, erkeklerin ruhlarını yeniden doğuş için serbest bırakma umuduyla mezarlıktan bir avuç toprak aldılar.

Suerja, bir yetimhanede büyüdü. Polise katılmayı düşündüğünde, köy yetkililerinin kendisine hiç şansı olmadığını söylediklerini anlattı. Suharto’nun Yeni Düzen rejimi döneminde, katliam kurbanlarının aileleri kamu görevlerinden men edildi ve bazıları, anıları susturmaya çalışan turizm sektörüne yöneldi.
Bali’yi bir zamanlar korku içinde tutan milislerin üyeleri için aynı durum geçerli değildi. Toplu katliamların resmi gerekçesi, komünistlerin 30 Eylül 1965’te altı ordu generalini kaçırıp öldürerek darbe girişiminde bulunduğu iddiasıydı. Bu olayın, Endonezya Komünist Partisi’nin (PKI) daha geniş bir planının parçası olduğu ise asla kesin bir biçimde kanıtlanmadı.
Fotokopi makineleri tamircisi olan Suerja, babasının nasıl öldürüldüğünü çocuklarına hiç anlatmadı. Babasına ait tek bir fotoğrafı bile yok.
“Geçmişte oyalanırsam, onu asla aşamam” diyen Suerja, “O öfkeyi içimde taşımak istemiyorum” sözleriyle düşüncelerini dile getirdi.
Aylar süren katliamın ardından, ordu generali Suharto, Endonezya’yı 32 yıl boyunca güçlü bir lider olarak yönetti. (Onu iktidara taşıyan kaos, “Tehlikeli Yaşamak” ve daha yakın dönemde “The Act of Killing” adlı belgesel filmlerde anlatılmıştır.)
Gizliliği kaldırılmış diplomatik yazışmalara göre, Suharto’nun yönetimi ve onu iktidara getiren antikomünist tasfiyeler, PKI’den endişe eden Amerikalılar ve diğer Batılı güçler tarafından desteklenmiştir. PKI, dünyanın en büyük üçüncü komünist partisiydi.
Komünizm, büyük ölçüde Müslüman bir ülkede Hindu çoğunluğa sahip tek ada olan Bali’de oldukça verimli bir zemin buldu. Katı kast sistemi, sınıf atlama ve toprak erişimi konusunda çok az umut sunmaktaydı. Ancak ölüm mangaları tarafından öldürülenlerin çoğu, parti üyesi değildi. Etnik Çinliler ve aydınlar da hedef alınmıştı.
Günümüzde, Suharto’nun eski damadı, geçmişte insan hakları ihlalleri nedeniyle Amerikan seyahat yaptırımlarına maruz kalmış emekli general Prabowo Subianto, Endonezya’nın seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Kasım ayında, 1998’de devrilen Suharto, mevcut cumhurbaşkanı tarafından “ulusal kahraman” olarak onurlandırıldı.
Geçen ayın sonlarında Kerobokan’daki bir törende, kadınlardan oluşan bir alay, tanrılara sunu olarak meyve sepetlerini başlarının üzerinde taşıdı. Erkekler davullara, gonglara ve ksilofonlara vurdu; adanın karakteristik sesi yankılandı. Festival, tropik bolluğun simgesi olan, oyulmuş ve ör








