Vivian Nereim / New York Times
Katar, Orta Doğu’daki en büyük ABD askeri üssünün bulunduğu ülke olmasının yanı sıra, yakın zamanda Başkan Donald Trump’a lüks bir Boeing uçağı hediye ederek uluslararası dikkat çekmeyi başardı. ABD’den milyarlarca dolarlık savunma sistemleri satın alan Körfez ülkesi, stratejik ilişkilerini pekiştirmeye çalışırken büyük bir tehlikenin eşiğine gelmiş durumda.
Bununla birlikte, bu dostane adımlar, Salı günü ABD’nin önemli müttefiklerinden biri olan İsrail’in Katar’a yönelik gerçekleştirdiği askeri saldırıyı önlemeyi başaramadı. Söz konusu saldırının, Gazze Şeridi’ndeki savaşın sona erdirilmesi için toplanan üst düzey Hamas yetkililerine yönelik bir suikast girişimi olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.
Washington’daki Arap Körfez Devletleri Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan Kristin Diwan, “Katar, topraklarında ABD Merkez Komutanlığı’na ev sahipliği yapmasına rağmen kendi vatandaşlarını koruyamıyorsa, bu, yerel halk arasında Amerikan ortaklığının değerinin sorgulanmasına yol açabilir. Bu durum, Körfez liderleri için ciddi bir sorun teşkil etmekte ve ABD’yi de kaygılandırmalıdır” şeklinde yorumladı.
İsrail’in gerçekleştirdiği bu askeri eylem, yıllar içinde potansiyel bir müttefik olarak görülen Katar üzerinde derin etkiler bırakıyor. Başkent Doha’da bir yerleşim bölgesini hedef alan saldırı, Katar’ın iç güvenlik güçlerinden Bader Saad el-Humaidi el-Dosari’nin ölümüne yol açtı. Katar yetkililerine göre, el-Dosari, son on yılda İsrail tarafından öldürülen ilk Körfez Arapı oldu.
Katar, ABD’nin talimatları doğrultusunda Hamas’ın siyasi liderliğine ev sahipliği yapmayı ve Gazze’deki savaşın sona ermesine yönelik müzakerelere katkı sağlamayı hedefliyordu. Hamas, saldırıda baş müzakereci Halil el-Hayya’nın oğlu ile birlikte dört mensubunun hayatını kaybettiğini doğruladı.
İsrail’in gerçekleştirdiği bu saldırının, mevcut ateşkes müzakerelerini nasıl etkileyebileceği ise henüz belirsizliğini koruyor. Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ülkesinin “arabulucu rolünü üstlenmekten alıkonulamayacağını” belirtirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu “barış fırsatlarını sabote etmekle” suçladı.
İsrail saldırısı bölgede bir dönüm noktası olabilir
İsrail’in bir Körfez ülkesinde askeri eylemde bulunmaya istekli olması, ABD’nin uzun yıllardır sürdürdüğü ittifaklar ve bölgesel çıkarlar açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Kuveyt Üniversitesi’nde yardımcı doçent olan Bader Al-Saif, “Eğer Körfez ülkeleri hızlı bir yanıt vermezse, yalnızca İsrail’in güç yörüngesine girmiş olacaklar” dedi.
Fosil yakıtlarla zenginleşen Körfez ülkeleri, son yıllarda verdikleri güçlü mesajlar ile dünya genelindeki hâkimiyetlerini artırdı. Bu ülkeler toplamda yaklaşık 4 trilyon dolarlık devlet varlık fonuna sahip ve küresel enerji piyasalarında önemli bir etkiye sahip.
İç siyasi gündemleri, Orta Doğu’nun karmaşık dinamikleri içerisinde ticaret, yatırım ve turizm için güvenli liman olma hedeflerine dayanmaktadır, ancak İsrail’in saldırısı, bu itibarın ciddi biçimde zarar görmesine yol açmıştır.
Şeyh Muhammed, “Netanyahu Orta Doğu’yu yeniden şekillendireceğini açıkça ifade etti. Bu, Körfez’i de dönüştürmeyi amaçladığının mesajı olabilir mi?” sorusunu gündeme getirdi.
Körfez ülkelerinin askeri bir misillemede bulunması pek olası görünmüyor, zira böyle bir tırmanış, kendi iç meselelerine zarar verebilir. Ancak, bölge ülkeleri, ABD politikasına karşı hissettikleri hayal kırıklığına rağmen askerî destekten hâlâ tam anlamıyla bağımsız değillerdir.
Körfez ülkeleri varlık fonlarıyla misilleme yapabilir
Al-Saif, “Onların birçok aracı bulunmaktadır. Diplomasi ve ekonomik kaldıraç bunlar arasında yer alıyor. Eğer Körfez devlet varlık fonları, İsrail ile ya da ABD ile bağlantılı çıkarları yok edecek şekilde varlıklarını satmayı tercih ederse, bu durumu ciddi şekilde etkileyebilir” değerlendirmesini yaptı.
Körfez ülkelerinin vereceği tepki henüz netlik kazanmadı. Ancak mevcut tablo, döneminin etkili liderlerinden Trump’ın, bölgede yöneticileri övüp ticaret anlaşmaları imzaladığı bir dönemin ardından, ABD’nin güvenlik garantilerini sorgulama aşamasına gelindiğini ortaya koyuyor.
Katar Başbakanı Şeyh Muhammed, ABD’nin kendilerini saldırıdan yalnızca 10 dakika sonra uyardığını belirtti.
Al-Saif, “ABD’nin şu aşamada bize katkıları oldukça sınırlı” ifadelerini kullanarak, “Başka bir alternatif bulmak zorundayız, ya da tekrar Trump ile bir araya gelip sadece ticaretle değil, güvenlik meseleleriyle de görüşmek durumundayız” dedi.
Söz konusu saldırı, Trump’ın 2020’de BAE ve Bahreyn’in İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmalarını sağlamaya yönelik çabalarını zorlaştırabilir. Bu, Trump için dönemin en önemli dış politika başarılarından birini kaybetmek anlamına gelebilir.
Katar, bu anlaşmaların parçası olmaktan uzak olsa da, bazı Körfez ülkeleriyle gergin ilişkiler sürmektedir. Ancak, Salı günkü saldırı, Körfez ülkelerini İsrail’i kınama konusunda bir araya getirip duydukları savunmasızlığa dair ortak kaygılar oluşturmaktadır. BAE hükümdarı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan, güçlü ulusal güvenlik danışmanı Şeyh Tahnun bin Zayid ile birlikte Çarşamba günü Katar’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.
Arap Yarımadası üzerine uzmanlaşmış eski bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Joseph Farsakh, “ABD’nin ortakları ve politikacılar, geç de olsa İsrail’in militarist yaklaşımının bölge için bir tehdit olduğunu kavramaya başlıyor” dedi.
Farsakh’a göre, uzun vadede Körfez ülkeleri, “İsrail ile iş birliğinin kötü bir fikir olduğunu” anlayacaklardır.
© 2025 The New York Times Company








