Tarihi kaynaklara göre, Helenistik dönemde Bergama Kralı 2. Attalos’un (M.Ö. 159-138) askerlerine hitaben söylediği “Gidin ve bana yeryüzündeki cenneti bulun” sözü üzerine Antalya, Likya ve Pamfilya’nın birleşiminde kurulmuştur. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapan bu şehir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Hiç şüphesiz dünyanın güzel şehridir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu yıl Antalya, hem Türkler tarafından fethedilişinin hem de Atatürk’ün kenti ilk ziyaretinin yıl dönümünü kutlamaktadır.
DUVARLARDA SAKLI 800 YILLIK KİTABELER
Büyük Selçuklu Sultanı 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in 5 Mart 1207’de gerçekleştirdiği ilk fetih sonrası, Kaleiçi’nde yapılan araştırmalarda Selçuklu dönemine ait birçok fetihname kitabesine ulaşılmıştır. Antalya Valiliği’nin destekleriyle yürütülen bu çalışmalar, Selçuklu tarihi araştırmacısı Dr. Mahmut Demir ve Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nden Gülcan Acar tarafından gerçekleştirilmiştir. Elde edilen 45 kitabe, detaylı bir şekilde fotoğraflanarak belgelenmiş ve tercümeleri yapılmıştır.
ANTALYA İKİ KEZ FETHEDİLDİ
Dr. Mahmut Demir, Antalya’nın Anadolu’daki Selçuklu’nun önemli liman kentlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Antalya, iki kez fethedilmiş bir İslam beldesidir. İlk fetih, 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in döneminde, 5 Mart 1207 tarihinde gerçekleşmiştir. Ancak Keyhüsrev’in vefatından sonra, Türkiye Selçukluları arasında yaşanan fetret devri nedeniyle şehir, Müslüman hakimiyetinden çıkarak Rumların eline geçmiştir. Sonrasında İzzettin Keykavus, kısa süre içerisinde Antalya’yı kuşatarak 1 yıl, 1 ay süren bir kuşatma ile şehri yeniden Selçuklu topraklarına katmıştır. Kuşatma, 24 Aralık 1215’te başlamış ve 22 Ocak 1216’da sona ermiştir.” dedi.
KİTABELER GİZLİ KÖŞELERDE ORTAYA ÇIKTI
Fethin hicri 30 Ramazan 612, Ramazan Bayramı’na denk geldiğini belirten Dr. Demir, “Bu sebeple Sultan İzzettin Keykavus’un talimatıyla bir fetihname hazırlandı. Bu fetihname, Türkiye Selçuklu tarihinin en büyük kitabesi olarak biliniyor. Şiirsel bir Arapça ile kaleme alınan bu eser, taş üzerine yazılmış bir fetihname formatında. 45 parçadan oluşan fetihnamenin kendisi 43 parçadır. Ayrıca ona destek veren iki ayrı parça da mevcuttur. Günümüzde surların bir kısmı mevcut olmadığından, 7 parça kaybolmuş, 9 parça ise Etnografya Müzesi’nde sergilenmektedir. 29 parça ise hâlâ surlar üzerinde bulunmaktadır.” şeklinde konuştu.
ZORLU ARAŞTIRMA SÜRECİ
Bu kitabelerin yerlerini tespit etmek için Gülcan Acar ile Kaleiçi’nin derinliklerine indiklerini aktaran Dr. Mahmut Demir, “Kitabelerin çoğu görünmeyen alanlarda ve bina çatılarında, özel mülkler içerisinde zamanla zarar görmüş durumda. Çalılar tarafından kaplanmıştı. Gülcan hanım, bu kitabeleri tek tek zahmetle fotoğrafladı. Ben de tercümelerini ve metinlerini hazırladım. Böylece, herkesin göremeyeceği bu fetihnameyi daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalıştık. Umarım bu çalışmalar faydalı olur.” dedi.
KAYIP KİTABELER ARTIK SERGİLENİYOR
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nde fotoğrafçı olarak görev yapan Gülcan Acar, Antalya’ya yeni tayin edildiğini ve ilk kez bu kitabeleri fotoğraflama görevi aldığını belirtti. Acar, “Başlarda ne olduğunu tam anlamadım ama surların arasında bu kitabeleri gördüğümde gerçekten etkileyici bir estetikle karşılaştım. Bu kitabeleri, tıpkı duvarlarda durdukları gibi birebir ve kabartmalı bir şekilde sergi alanında izleyicilerin karşısına getirdik. Bu benim için muazzam bir deneyimdi. Her gün yanından geçip giden birçok insanın bunları fark etmediğini düşünüyorum. Ancak artık bu eserlerin daha fazla ilgi göreceğini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan, bu kitabelerin gerçeğiyle aynı ölçülerdeki kabartma replikaları, fetih kutlamaları kapsamında Akdeniz Üniversitesi, Atatürk Kültür Merkezi gibi çeşitli merkezlerde sergilenmektedir.








