Peter S. Goodman / New York Times
Ortadoğu’daki savaş, enerji fiyatlarını yükselterek piyasa mekanizmalarının işleyişini gözler önüne seriyor gibi görünse de, arka planda daha karmaşık güç dinamikleri etkili olmaya başladı.
Çatışmalar, Basra Körfezi’nden gelen petrol arzını önemli ölçüde kısıtladı. Çin, Japonya, Avrupa ve ABD gibi ekonomik gücü yüksek ülkeler, ihtiyaç duydukları petrolü temin edebilmek için yüksek fiyatlar ödemeye razı hale geldi. Diğer yandan, bazı ülkeler mevcut kaynaklarını korumak amacıyla ihracat kısıtlamalarına yöneliyor.
Bu durum, küresel ölçekte enerji fiyatlarının artışına neden olurken, Asya’nın daha az gelişmiş ülkeleri, Sahra altı Afrika ve Latin Amerika’da kıtlık riski artıyor.
Stokçuluk enerji krizini derinleştiriyor
Pek çok ekonomist, bu durumu “stokçuluk” olarak nitelendiriyor.
Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden ekonomist Isabella Weber, “Piyasa mekanizmaları dengeli bir dağıtım sağlamaktan uzak; bu durum, güçlünün kazandığı bir orman yasasına dönüşüyor. Fiyatların artışı ile yapılan dağıtımın sonuçları ise adaletsiz oluyor” şeklinde yorumladı.
Dünya, kıtlık korkusunun kendini gerçekleştiren bir olgu haline gelmesiyle yeniden karşı karşıya. Petrol ve doğalgaz gibi stratejik emtiaların fiyatlarındaki artış, panik alımlarının yarattığı geri besleme döngüsü ile büyüyor. Ülkeler, ekonomilerinin hayati ürünlerden mahrum kalmaması için alım yaparken, bu durum diğer ülkelerin de arzı kısıtlama motivasyonunu artırıyor.
Bu olgu, uzun yıllar boyunca küresel gıda arzındaki dalgalanmalarla gözlemlendi. COVID-19 pandemisi sırasında ülkelerin koruyucu ekipman ihracatını yasaklaması ve sınırlı sayıda aşı dozları için rekabet etmesi benzer bir durumu ortaya çıkardı. Şimdi, bu dinamikler küresel enerji fiyatlarını yükseltiyor; Hindistan’da tüp gaz, Güneydoğu Asya’da ise jet yakıtı sıkıntıları yaşanıyor.
“Her ülke hayatta kalma moduna geçiyor”
Cornell Üniversitesi’nden uluslararası ticaret uzmanı Eswar Prasad, “Beklenmedik bir şok dünya ekonomisini etkisi altına aldı ve her ülke kendi çıkarlarını koruma çabasına girdi. Bu, uluslararası işbirliği yerine bireysel hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor” değerlendirmesini yaptı.
Geçtiğimiz hafta, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ülkeleri enerji stoklamaktan ve ihracat yasakları getirmekten kaçınmaları konusunda uyardı. Bu tür önlemlerin küresel durumu daha da kötüleştireceği konusunda uyarılar yapıldı.
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, kurumunun küresel ekonomik büyüme tahminini aşağı çekerken, “Zarar vermeyin” çağrısında bulundu.
Bu uyarı, Çin ve Tayland’ın jet yakıtı ihracatını durdurmasının ardından geldi. Bu ülkeler, iç piyasalarında yeterli stok bulundurma hedefi güdüyorlar.
Tayland’daki havacılık sektöründe yaşanacak olumsuzluk, büyük bir turizm endüstrisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Enerjinin tükenme korkusu, gerçeğe dönüşmeye başlıyor. Hükümet, dizel fiyatlarını sınırladıktan sonra sürücülerin panik alımlarıyla akaryakıt istasyonlarına akın etmesine neden oldu. Bu gelişmelerin ardından yetkililer, yakıtı karneli dağıtmayı planlamaya başladı.
Ancak jet yakıtı ihracatındaki kısıtlamalar, bölgedeki diğer ülkelere maliyet yükü getirirken, Vietnam, Myanmar ve Pakistan gibi ithalatçı ülkelerde kıtlık sorunlarını beraberinde getiriyor.
Avrupa’daki büyük havayolu şirketleri, yakıtın tükenme riski konusunda uyarılar yapıyor. Lufthansa Grubu, fiyatların iki katına çıktığını belirtirken, ekim ayına kadar 20 bin uçuşun iptal edileceğini duyurdu.
Avrupa, jet yakıtının dörtte üçünü Basra Körfezi’nden temin ediyor ve bu arzın büyük bir kısmı, ABD ile İran arasındaki çatışmaların merkezinde yer alan dar Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.
Ortadoğu’ya bağımlılık konusunda uzun süredir kaygılar taşıyan Çin hükümeti, son yıllarda büyük petrol ve doğalgaz stoklarını artırmayı başardı. Ayrıca, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde lider konumda bulunuyor. Ancak Çin, petrolünün yaklaşık %13’ünü İran’dan temin ediyor ve bu durum, savaşın Pekin için büyük bir endişe kaynağı haline gelmesine yol açıyor.
ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda savaşı başlatmasının ardından Çin, çatışmalar nedeniyle kesintiye uğrayan petrol sevkiyatlarının yerine Rusya ve Brezilya’dan daha fazla petrol almayı hedefliyor.
Ancak bu süreç kolay değil. Çin’in ham petrol ithalatı, bu yıl 2025’e kıyasla yaklaşık %10 azalmış durumda. Yine de, Çin’in benzersiz petrol depolama kapasitesi, tükenme riskini büyük ölçüde azaltıyor.
Daha küçük ekonomiler ise bu kapasiteye sahip değil ve bu durum, onları büyük bir dezavantajla karşı karşıya bırakıyor.
Filipinler’de hayat durma noktasına geldi
Petrolünün %90’ını Basra Körfezi’nden ithal eden Filipinler, artan benzin fiyatları nedeniyle ulusal acil durum ilan etti. Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., motosikletli üç tekerlekli araçlar ve jeepney sürücülerine sübvansiyon sağlayarak durumu hafifletmeye çalışıyor. Ancak bu adım, sürücülerin öfkesini dindirmedi ve grevler düzenlendi. Hükümet ayrıca, şehirlerde önemli bir yemek pişirme yakıtı olan sıvılaştırılmış petrol gazı üzerindeki vergilerin tahsilatını durdurdu.
Hindistan’da ise yemek pişirmek için kullanılan tüp gaz nedeniyle yetkililer, stokçuluk yaptığı iddia edilen işletmelere baskınlar düzenliyor.
ABD’de Başkan Donald Trump, savaşın ekonomik etkilerini sınırlamak amacıyla Stratejik Petrol Rezervi’nden milyonlarca varil petrol piyasaya sürmeye çalışıyor. Japonya da benzer bir strateji izliyor.
Enerji ithalatına bağımlı Avrupa ülkeleri, jet yakıtı ve diğer ürünler için Asya’daki zor durumdaki rakiplerinden daha yüksek fiyatlar teklif ederek küresel fiyatları artırıyor.
Bazı uzmanlar, enerjiye erişimdeki bu dengesizliğin İkinci Dünya Savaşı sonrası küreselleşmeyi yönlendiren ekonomik doktrine de bir meydan okuma olduğunu ifade ediyor. Bu doktrin, ticaretin artması ile hayati mallara erişimin sağlanarak istikrar elde edileceği fikrini temel alıyordu.
Columbia Üniversitesi’nden Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem, sınırların önemsiz olduğu fikrine dayanıyordu. Ancak ülkeler stok yapmaya başladığında bu durum geçerliliğini yitiriyor. Sınırlar yeniden önem kazanıyor” şeklinde görüş belirtti.
© 2026 The New York Times Company








