
Türk Turizmcisine Dostça Bir Hatırlatma: Kendi Misafirimize Sahip Çıkmanın Zamanı Gelmedi mi?
Yüksek lisansta öğrendiğim en güzel bilgi: ” İç Turizm, Türk Turizminin Sigortasıdır”.
Uzun yıllar boyunca iç turizm, sektörün bel kemiğinden çok bir “tamamlayıcı unsur” gibi görüldü. “Nasıl olsa Bodrum dolu, Marmaris taşar, Datça zaten efsane” diyerek, Türk misafirine ikinci planda davranıldı. Yabancı turistin döviz gücü her zaman daha cazip geldi.
Ancak zaman değişti.
Bugün, Türk bir aile beş günlük bir tatil yapmak istediğinde, karşısına 200-250 bin TL gibi rakamlar çıkıyor. Bu fiyatlar, birçok ailenin yıllık tatil hayalini daha başlamadan bitiriyor. “Üzgünüz, ama son üç gece için kişi başı şu kadar olur” gibi teklifler, misafirin değil memnuniyetin de önüne geçiyor.
Sonuç?
Türk turist artık alternatifleri değerlendiriyor.
Yunan adalarında daha uygun fiyatlarla tatil yapıyor, Balkanlar’da hem geziyor hem ağırlanıyor, Mısır’da uçak + konaklama + her şey dahil paketi 70 bin TL’ye buluyor. Üstelik gittiği her yerde sıcak karşılanıyor, değer görüyor.
Peki biz?
Bir tabak kalamara 50 euro yazarken, o kalamarın Halkidiki’de 10 euro olduğunu görünce şaşırıyoruz.
Balkanlar’da Türk misafirin krallar gibi ağırlandığını duyunca içerliyoruz.
Ama yıllarca, “Su getirmeyin, içeriden alın”, “Halk plajı orada”, “Yabancı turist baş tacımız” diyerek iç pazarı ihmal ettiğimizi unutuyoruz.
Turizm sadece döviz kazancı değildir.
Turizm bir hizmet sektörü olduğu kadar bir kültür ve gönül işidir.
Vicdanla, özenle, insan odaklı yaklaşımla yürütülmesi gereken bir alandır.
Bugün bazı destinasyonlarda doluluk oranları düşmüş olabilir, bazı pazarlarda kayıplar yaşanıyor olabilir. Ama bu tabloyu tersine çevirecek en güçlü potansiyel hâlâ elimizde: Kendi insanımız.
Kendi vatandaşımıza hak ettiği değeri vererek, iç turizmi yeniden canlandırmak mümkün.
Geç kalmış olabiliriz ama hâlâ bir şeyleri değiştirme şansımız var.
Tüm sektör paydaşlarına verimli, adil ve misafir odaklı bir sezon diliyorum.











