
Microlearning mi Macrolearning mi? Şirketinizin Online Eğitim Stratejisine Hangisi Uygun?
Turizm sektöründe online eğitim platformlarının (LMS) kullanımı gittikçe yaygınlaşıyor. Başta zincir otel grupları olmak üzere sektördeki şirketler, eğitim ve gelişim faaliyetlerini iyileştirmek ve çalışanların eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için teknoloji şirketlerinin kendilerine sağlamış olduğu LMS altyapılarını kullanıyor.
İnsan kaynakları bu durumdan genellikle memnun. LMS kullanımı, çalışanlara verilen değerin önemli bir göstergesi olarak görülüyor. Sonuçta ortada bir eğitim ihtiyacı var ve işte Bingo! Peki, hatırı sayılır bedeller ödenen ve hazır içerikler sunan bu LMS platformları eğitim ihtiyacına gerçekten nokta atışı bir çözüm mü?

Bu yazıda İngilizce dilindeki karşılığı bite-sized learning olan, Türkçe’ye “tek lokmalık” veya “atıştırmalık” gibi çevrilen ve diğer adı microlearning olan eğitim modeli ile içerik ve süre açısından çok daha detaylı ve uzun olan macrolearning’i kıyaslayarak, işletmelerin eğitim stratejilerine ve beklentilerine katkı sağlamayı amaçlıyorum.
(Kelimelerin Türkçe karşılıklarını kullanmaya özen gösteren biri olmama rağmen, bu yazıdaki İngilizce ifadeler için elimin kolumun bağlandığını baştan söyleyeyim.)
LMS platformlarının hazır içerikler sunduğu öğrenme modeli microlearning, özellikle değişen internet alışkanlıklarımızla birlikte hızlı ve yoğun yaşam temposuna uygun olarak geliştirilmiş bir model. Genellikle 3 ila 10 dakika arasında değişen (bazı kaynaklarda 1 saate yakın) kısa içeriklerden oluşuyor ve belirli bir konuya odaklanıyor. Dikkat sürelerinin çocuklarda ve yetişkinlerde en fazla 20 dakikaya kadar uzanabildiğini düşünürsek, microlearning eğitimlerinin süreleri maksimum dikkat sürelerinin içinde.
Microlearning eğitimler, bireylerin kısa süreli dikkatlerini en verimli şekilde kullanmalarına olanak tanıyor. Ancak burada iyi anlaşılması gereken bir husus var. Kısa süreli bu eğitimler, karmaşık konuların derinlemesine ele alınması gerektiğinde veya stratejik bir düşünce geliştirilmesi amaçlandığında genellikle yetersiz kalıyor.
3 dakikada iletişim, 5 dakikada liderlik, 7 dakikada stres yönetimi, 9 dakikada mindfulness olmuyor.
Diğer taraftan, macrolearning birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilen yapılandırılmış bir öğrenme süreci. Karmaşık konuların kapsamlı bir şekilde ele alınmasını sağlıyor. Katılımcılar, bu süreçte konuları derinlemesine öğrenme ve bilgiyle birlikte becerilerini geliştirme fırsatı buluyor. Bu tür eğitimlerde öğrenme, yalnızca bilgi aktarımıyla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda uygulamalı çalışmalar, grup tartışmaları ve vaka analizleri gibi yöntemlerle pekiştiriliyor. Tabii ki bu modelin dezavantajı, zaman ve kaynak açısından daha maliyetli olması.
Bir başka önemli fark, her iki yöntemin öğrenme çıktılarında gözlemlenebilir. Microlearning, kısa vadeli bilgi edinimi ve günlük işlerde kullanılabilecek pratik becerilere odaklanırken, macrolearning uzun vadeli bilgi edinimi ve daha geniş kapsamlı, derinlemesine ve stratejik beceriler kazandırır.
Örneğin, bir otelin oryantasyon, davranış standartları eğitimleri, MS Office, mesleki bilgi aktarımı veya bir ürünün teknik özelliklerinin hızlıca öğrenilmesi için microlearning daha uygun bir yöntemdir. Bununla birlikte, bir liderlik gelişimi programında stratejik düşünme, ekip yönetimi becerilerinin geliştirilmesi veya çalışanda köklü davranış değişikliği hedefleniyorsa, macrolearning daha uygundur.
Şirketlerin eğitim stratejilerinde bu iki modeli dengeli bir şekilde kullanması gerekiyor. LMS platformlarının sunduğu hazır microlearning içerikleri, genel bilgi aktarımları için yeterli olabilir. Ancak şirketin kültürüne ve hedeflerine uygun özel içerikler oluşturmak, hem çalışandan beklenen davranış değişikliğini hem de öğrenme çıktılarını daha etkin hale getirecektir.
Burada hibrit bir model, yani %70 online ve %30 yüz yüze eğitim yaklaşımı bence altın anahtar. Online platformlardan alınan microlearning modülleri ile temel bilgi aktarılır; yüz yüze (ve belki yine online) macrolearning oturumlarıyla derinlemesine öğrenme sağlanabilir.
Sonuçta mesele, şirketlerin sadece “modaya uymak” için LMS kullanması değil; bu platformların gerçek anlamda öğrenme ve gelişim için değer yaratması.













