
Tavus Kuşunun Gözyaşı: Hindistan Yolculuğu – 2. Bölüm
Ünay TÜRKÖZ – 14 Ekim 2025
Hindistan Macerası Yeniden Başlıyor
Yaklaşık bir ay sonra, Hindistan yolculuğumun ikinci bölümünü anlatmak üzere yeniden sizinleyim. Birinci bölümde, o ilk akşam yemeğinde yaşadığım şaşkınlığı hatırlarsınız belki… Hindistan’ın macerası gerçekten maceralı başlamıştı. O akşam lezzet patlaması yaşarken bir yandan da içimi bir tereddüt kaplamıştı: Acaba bu gece her şey yolunda gidecek mi, yoksa bir aksilik mi yaşanacak?
Tam bunları düşünürken rehber, “Tanıdıklarım var, bir hediyelik eşya dükkânına uğrayalım,” dedi. Unutmuştum; sabah ona özellikle rica etmiş, “Figen’e mutlaka bir Buda heykeli almalıyım,” demiştim. İstanbul’a ellerim bomboş dönersem nelerle karşılaşacağımı tahmin ediyordum!
Renklerin ve Işıkların Dünyasında

Dükkâna adımımızı atar atmaz renk cümbüşü, ışık oyunları ve devasa heykeller gözümüzü adeta kamaştırdı. Dükkanın ağır yağız delikanlıları yanımıza yaklaşırken o girişimci bakışın, tilki kurnazlığına benzediğini fark ettim. Yanımıza iyice yanaşan genç adam, nereli olduğumu, ne iş yaptığımı sorduktan sonra mutlaka bir takım elbise diktirmem gerektiğini söyledi. Sohbet ilerledi. Pek çok Türk turistin dükkâna uğradığını, ondan halı satın aldıklarını anlattı. Ardından beni arka bölüme davet etti: “Size halılarla ilgili kısa bir sunum yapayım.” Eyvah, dedim içimden. Figen’e bir Buda heykeli almaya geldim, tüm cüzdanı burada bırakacağım galiba.
Koyu kahverengi, kadife kumaşlı, yere yakın bir koltuğa oturdum. Genç adam halıları tek tek açıyor, üzerlerindeki desenleri ve hikâyeleri anlatıyordu. Kimisi mitolojik bir kahraman, kimisi dört kollu bir tanrı, kimisi de hayvan figürleriydi. Benim gözüm ise tavus kuşlarında takılı kaldı.
Tavus Kuşunun Gözyaşı

Derler ki Hindistan’ın ilk yağmuru düşmeden önce, ormanın derinliklerinde bir tavus kuşu dansa başlarmış. Her tüyü ayrı bir dua, her adımı ayrı bir umutmuş. Gök gürleyip bulutlar toplanınca insanlar “tavus ağladı” dermiş. Çünkü o, yağmuru değil, toprağın yeniden doğuşunu çağırırmış. Bir efsaneye göre tanrı Krishna, sevgilisi Radha’nın yüzündeki hüznü silmek için bir tavus kuşunun kuyruğundan bir tüy koparmış. O yüzden tavus kuşunun tüyleri, aşkın hem güzelliğini hem de geçiciliğini hatırlatırmış.
O anda dükkanın ortasında, yere serilmiş halıların üzerindeki renkleri görünce, kendi yolculuğumun da bir tür “yağmur dansı” olduğunu düşündüm. Belki de o tavus kuşları bana, “Bu ülkede hiçbir şey sadece süs değildir,” demek istiyordu.
Masala Çayıyla Gelen Misafirperverlik
Burada tavus kuşlarıyla ilgilenmeye başladım. Genç adam her halıyı açışında, sanki raflardan binlerce yıllık bir kültür birikimini yere seriyor, beni de içine çekiyordu. Kahverengi kadife koltuğun hemen arkasında, saçakları yere kadar sarkan iki halı asılıydı. Her birinde birer tavus kuşu olağanüstü zarafetiyle kuyruklarını sarkıtıyor, adeta duvara asılmayı bekler gibi gözlerimin içine bakıyordu. İkisinin karşılıklı iki duvarda nasıl duracağını kafamda canlandırdım. Mersin’deki evimizin salonuna çok yakışırlardı. “Alıyorum!” dedim. Ama kaç paraydı? Bunu sormamıştım tabii. Pazarlık etmek gerekirdi.
Aklıma, “Takım elbise diktirmelisin,” tavsiyesi geldi. Tam o sırada elinde küçük bir fincanla bir garson yaklaştı. “Masala tea,” dedi. Baharatlı kokusu bir anda burnuma doldu; süt, tarçın, zencefil ve kakulenin karıştığı o keskin koku… Hindistan’da bu çay sadece bir içecek değil, bir davetti. Her yudum, “Hoş geldin,” demenin bin yıllık biçimiydi.
O anda tavus kuşlarının büyüsünden ve halıların rüyasından, o sıcak çayın buharıyla uyandım. Bir yandan masala çayını yudumlarken, bir yandan da takım elbiseyle ilgili sorular soruyordum. “İki gün daha buradayım, yetişir mi?” Bizim genç adam alışageldiğimiz Sultanahmet esnafı edasıyla gülümsedi: “24 saat içinde dikeriz abi, dert etme. Bende dediysem, o iş bende. Sen hiç kafanı yorma!”
Mumbai’de Fuar Günü

Sonunda iyi bir pazarlık yaptım. Bütçemi aşmadan halıları, elbiseleri ve hediyelikleri aldım. Ertesi gün fuar günüydü. Kilometrelerce uzunluktaki Mumbai’de nelerle karşılaşacağımı merak ediyordum. Sabah erkenden fuar alanına ulaştım. Hiçbir Türk firma gelmemişti sanıyordum. Sonra hatırladım: Ben aslında Türkiye için değil, Gürcistan için buradaydım. Amacım olabildiğince çok firmayla temas etmekti.
Nitekim fuarın kapısından emin adımlarla girdim. Kısa sürede fark ettim ki Hindistan’da Gürcistan’a içten bir ilgi var. Hintliler, Kafkasya’nın doğasına, kültürüne, gastronomisine karşı merak besliyorlar. Bu ilgiyi görmezden gelmek olmazdı.
Renklerin, Seslerin ve Sıcaklığın Ülkesi
Fuarları çok severim; bilen bilir. Kariyerimin başında Almanya’daki fuarlarda çok değerli kontaklar kurmuştum. Ama bu fuar başkaydı. Bir yandan kendimi yabancı hissediyor, diğer yandan beklenmedik bir sıcaklıkla karşılaşıyordum. Görüşmeler olağan, kapsayıcı, samimi geçti.
Son söz olarak diyebilirim ki Hindistan, yalnız Türkler için değil, tüm dünya için inanılmaz potansiyellere sahip bir ülke. İstatistiklere göre Hindistan, 1,4 milyarı aşan nüfusuyla dünyanın en büyük pazarlarından biri. Turizm gelirleri 2024’te 300 milyar dolara yaklaştı, yıllık büyüme oranı yüzde 6’nın üzerinde. Ama rakamların ötesinde Hindistan, insana dokunan bir ülke. Renklerin, seslerin, baharatların ve insan sıcaklığının iç içe geçtiği bir yer. Orada her şey biraz fazla — ama tam da bu yüzden unutulmaz.
- İthal Baharların İstilası: Bir “Thank You” Hezeyanı

- 2026’ya giderken

- Otel Sahipleri, Lütfen Profesyonelleri Dinleyin

- TÜRK İNKILABININ KADINLARI

- Hindistan Yolculuğu – 2. Bölüm: Efsanelerin ve Fuarların Ülkesi

- Hindistan Yolculuğu – 1. Bölüm: Bombay’dan Mumbai’ye

- Yaz Ortasında Yangınlar ve Vicdan

- Tarihsiz Bir Sabah

- Arkasından yazı yazılacak adamlar, Hüsnü TAYANÇ

- Bir Yaşam Biçimi: Kemalizm

- Kartalkaya Yangını: Etik Çöküşün Acı Bedeli

- Dijital Dünyanın Çocukları: Alfa Kuşağı

- Suriye’deki Soydaşlarımız ve Misak-ı Milli’nin Çağrısı

- Kuşaklar Arasında Köprü Olmak

- Atatürk Unutulmaz

- Otelcilikte Kuşaklar ve Efsane Bekir Akkaş

- Eylülde Gel!

- Yunanistan Yolcuları…

- Yabancı Garsonlar…









