
Otel Sahipleri, Lütfen Profesyonelleri Dinleyin
Batı medeniyetinin iyi taraflarını almalıyız. Bilenler bilir, ben Batı emperyalizmine her
zaman mesafeli durmuş, onun dünyaya dayattığı sömürü düzenine karşı çıkmış bir insanım.
Ancak hakkı da teslim etmek gerekir: Batı’nın kendi içinden doğan bazı kırılmalar, insanlık
tarihine yön vermiştir. İşte 1789 Fransız İhtilali, o kırılmalardan belki de en önemlisidir. Bu
nedenle, Batı hayranlığıyla değil, tarihten ders çıkarmak için söylüyorum: 1789’un ruhu,
hesap verebilirlik, eşitlik ve adalet üzerine kurulmuştur.
Evet, hep biliriz; okul kitaplarında defalarca okumuşuzdur. Ama o devrimin gerçek
nedenlerini, özünü ve getirdiği zihniyet dönüşümünü çoğu zaman anlamayız. Hadi gelin,
1789’un Paris’ine doğru kısa bir yolculuk yapalım…
Ve o yolculukta karşımıza çıkan ilk kavşak, bir ceza hukuku reformu komisyonudur. 10
Eylül 1789’da Fransa Ulusal Kurucu Meclisi, keyfî yargılamaları ortadan kaldırmak ve
adaletin herkese eşit işlemesini sağlamak amacıyla ceza hukukunun yeniden düzenlenmesi
için bir komisyon kurdu. Bu karar, sadece bir hukuk adımı değildi; denetimin devletleştiği,
adaletin soyut bir kavram olmaktan çıkıp kurumsal bir refleks haline geldiği ilk andı. Yani o
gün Fransa’da atılan imzalar, sadece krallığı değil, “denetimsizliğin meşruiyetini” de yıktı.
İşte o yüzden Batı, 19. yüzyıldan itibaren hatalarını sadece yargılamadı; ölçtü, biçti, düzeltti.
Hukuk da mühendislik de insandan yana yeniden tanımlandı. Medeniyet, altın varaklı
binalarda değil, denetimle sağlanan güven duygusunda şekillendi.
Fransız İhtilali’yle başlayan bu “hesap verebilirlik kültürü”, zaman içinde Batı toplumlarının
dokusuna sindi. Orada yönetenler, halkın g.zünün içine bakmaktan, eleştirilmekten, hatta
yargılanmaktan korkmaz hale geldi. .ünkü biliniyordu ki adalet bir kişiye değil, herkese
lazımdır.
Oysa Doğu toplumlarında aynı tarihsel süre. farklı bir yola evrildi. Bizde “denetim” hiçbir
zaman sistemin doğasında yer almadı; hep dışsal bir baskı olarak algılandı. Devletin
tepesinden gelen bir emir, bir yönetmelik, bir ceza olmasa kimse sorumluluk hissetmedi. Ve
o kadim söz hâlâ kulağımızda:
“Bir şey olmaz.”
Oysa olur. Hem de ne olur!
Biat kültürü, insanın içindeki vicdanı tembelleştirir. Korku ve çıkar, denetimin yerini alır.
Böylece her iş, “idare eder” çizgisinde yürür. Bir kişi çıkar, “Ben bu işi yaparım” der;
sermayesi vardır ama bilgisi yoktur. Bir diğeri “Yahu turizm ne olacak, oda kiralamak işte”
der; oysa konuk ağırlamakla sadece kapı açmak arasında bir medeniyet farkı vardır.
Bu farkın sonucudur işte Kartalkaya’daki facia. O yangın sadece bir otelde çıkmadı — bir
anlayışın içinde yıllardır için için yanıyordu. Denetimsizliğin, liyakatsizliğin ve meslek
onurunun hiçe sayılmasının aleviydi o.
Birileri yatırım yaptı, ama profesyonelleri dinlemedi. Yangın alarmı var mıydı? Vardı. Ama
çalışıyor muydu? Hayır. Sprinkler sistemi kağıt üzerindeydi. Yangın tatbikatı, personel
eğitimi, acil durum senaryosu? Hiçbiri yoktu. Çünkü “burası dağ oteli, bir şey olmaz”
denmişti.
Oysa o “bir şey olmaz” sözü, 78 canın hayatına mal oldu.
İşte burada durup aynaya bakmalıyız: Bizdeki eksiklik teknik değil, kültüreldir. Batı’da
denetim bir alışkanlıkken, bizde **“mecburiyet”**tir. Batı’da profesyonelin s.zü kural gibidir;
bizde **“maliyeti artıran gereksizlik”**tir. Batı’da hata olursa sistem sorumludur; bizde “bir
gariban çalışan” hedef gösterilir.
Kartalkaya’daki yangının ardından açılan davada, otel sahibi ve yöneticiler dahil onlarca
sanık hâkim karşısına çıktı. Mahkeme, uzun bir süre. sonunda ağır cezalar verdi; bazı
sanıklar yıllarca sürecek hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak sormalıyız: Bu cezalar gerçekten
adaletin yerini bulduğunu mu gösteriyor, yoksa sadece bir vicdan tatmini mi sağlıyor?
Gerçek şu ki, adalet yasalarla değil, zihniyetle başlar. Eğer aynı anlayış sürerse, başka bir
dağda, başka bir otelde, başka isimler altında benzer bir felaket yaşanır. Çünkü sistem, suçu
kişilere yükleyip kendini temize çıkarma eğilimindedir. Oysa suç, hepimizin paylaştığı bir
kültürün içindedir.
Denetim mekanizmalarını sadece “yasal zorunluluk” olarak gören bir sektör, aslında kendi
varlığını da tehlikeye atar. Bir otel işletmek, dört duvarı kiraya vermek değildir; misafirin
hayatını, güvenliğini ve huzurunu emanet almaktır. Bu emaneti, sadece yatırımcı değil, her
çalışan taşır omzunda. Ama sistem “profesyoneli dinlemeyen patronlarla” doluysa, o emanet
her an yere düşer.
Batı’da denetim, içselleşmiş bir refleks gibidir. Kü.ük bir yangın çıksa bile, ardından yasa
değişir, sektör eğitilir, kamuoyu hesap sorar. Bizde ise olayın sıcaklığı geçince, sorumluluk
da buharlaşır. Bir sonraki yatırımcı yine aynı hatayı yapar, çünkü ona “aman karışma,
prosedürle uğraşma” denmiştir.
Ve sonra şaşırırız: Niye hep bizde olur bunlar? Niye her felaket sonrası “yazık oldu” diyerek
geçeriz?
Cevap basit: Çünkü biz profesyonelleri dinlemeyiz.
Bugün Türkiye’de otelcilik, ne yazık ki herkesin kolayca girebildiği bir alan haline geldi.
Yıllarını bu mesleğe vermiş, eğitimini almış, yangın güvenliğinden misafir psikolojisine
kadar her detayı bilen profesyoneller ise çoğu zaman “masraflı” bulunur. Oysa o
profesyonelin uyarısı, belki de 78 canın hayatını kurtaracak farkındalıktır.
Fransız İhtilali’nin bize bıraktığı o üç kelimeyi hatırlayalım: Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik. Bu
Üç kavramın sessizce koruduğu bir dördüncüsü daha vardır: Sorumluluk. Çünkü özgürlük,
sorumlulukla; eşitlik, adaletle; kardeşlik ise vicdanla mümkündür.
Otel sahiplerine, yatırımcılara, karar vericilere bir çağrı: Lütfen profesyonelleri dinleyin.
Çünkü medeniyet, sadece para yatırarak değil; akla, bilime ve deneyime kulak vererek
kurulur.
- İthal Baharların İstilası: Bir “Thank You” Hezeyanı

- 2026’ya giderken

- Otel Sahipleri, Lütfen Profesyonelleri Dinleyin

- TÜRK İNKILABININ KADINLARI

- Hindistan Yolculuğu – 2. Bölüm: Efsanelerin ve Fuarların Ülkesi

- Hindistan Yolculuğu – 1. Bölüm: Bombay’dan Mumbai’ye

- Yaz Ortasında Yangınlar ve Vicdan

- Tarihsiz Bir Sabah

- Arkasından yazı yazılacak adamlar, Hüsnü TAYANÇ

- Bir Yaşam Biçimi: Kemalizm

- Kartalkaya Yangını: Etik Çöküşün Acı Bedeli

- Dijital Dünyanın Çocukları: Alfa Kuşağı

- Suriye’deki Soydaşlarımız ve Misak-ı Milli’nin Çağrısı

- Kuşaklar Arasında Köprü Olmak

- Atatürk Unutulmaz

- Otelcilikte Kuşaklar ve Efsane Bekir Akkaş

- Eylülde Gel!

- Yunanistan Yolcuları…

- Yabancı Garsonlar…









