
Yaz Ortasında Yangınlar ve Vicdan
Temmuz ayı biterken… Yazmak, hele ki dolmakalemle yazmak, bana hep iyi gelmiştir. Mürekkebin kağıt üzerindeki belli belirsiz sesi, düşüncelerimi toparlamama yardım eder. Yine öyle bir akşamdayım. Yaz ortası, ama içim kış kadar puslu. Hem bireysel hem toplumsal bir yorgunluk içindeyiz.
Haziran ve Temmuz aylarında Türkiye gündemi bir kez daha yangınlarla, adaletsizliklerle, karmaşayla şekillendi. Şimdi oturup bunları yazmak hem bir görev hem bir vicdan borcu gibi geliyor bana.
Turizmde 10 Gün Çalışma 1 Gün İzin.
14 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan Resmî Gazete kararına göre, turizm çalışanlarının 10 gün çalıştıktan sonra haftalık izin kullanabileceği belirtilmiş. Bu doğruysa, işçi hakları açısından çok vahim bir karar. Yöneticisi olduğum her işletmede işçi-emekçi haklarını gözetmeye özen gösterdim. Adalet, sadece misafire değil, çalışana da gösterilirse anlamlıdır.
Peki neden böyle bir yasa çıkarıldı? Kârlılık baskısı mı? Kimin hırsı bu? Bu sistem sürdürülebilir mi? Ben Gürcistan’dayım, burada haftada iki gün izin gayet olağan. Türkiye neden hâlâ haftada iki gün izin modeline geçemiyor?
Gençler bu sektörden uzaklaşıyor. Herkes kendi karınca kararınca fedakârlık yapsa, işler daha adil yürümez mi?
Ormanlar Yanıyor: Sadece Ağaçlar mı Gidiyor?
Bir Akdeniz çocuğu olarak 1980’lerde, 1990’larda böyle orman yangınları hatırlamıyorum. Şimdi her yaz bu kabus yeniden başlıyor. İnsan “tesadüf mü? yoksa bir el mi var bu işin içinde?” diye düşünmeden edemiyor.
Vatanın bağrına dayanan hançer mecazi değil belki de. Namık Kemal’in o meşhur beytini hatırladım:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?
Atatürk’ün bunu değiştirerek söylediği şekliyle:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!
Namık Kemal’in “mâder”i, annedir. Ana vatandır. Atatürk de bilirdi, bu vatanın kurtarılacağını. Biz de bilmeliyiz. Yeter ki farkına varalım: Yanan sadece orman değil, yanmakta olan bir Cumhuriyet…
Lobide Tartışma, Otelde Şiddet: Kim Suçlu?
Dün gece bir haber okudum: Seferihisar’da, elektrik ve su kesintisi sonrası misafirler otel lobisini basıp personeli tartaklıyor. Elim ayağım titredi. Ne olmuştu da bu kadar hiddetlenmişti insanlar?
Eğer personel kötü davranmışsa bunun bir prosedürü, çözüm yolu var. Ama çalışanlara yönelik şiddet hiçbir koşulda kabul edilemez. Kimse elektriği kesen değil, o elektrik sistemini onartmayan yönetime kızmıyor; en kolay hedef gariban personel oluyor. Adalet burada da eksik.
Kartalkaya: 78 Can ve Sessizlik
22 Eylül’e ertelenen Kartalkaya davasında, müdür ve patron tahliye istemiyoruz diyor ama “bir kişinin hatası” diye de suçu bireyselleştiriyorlar. Bir kişi değil, birden çok sorumlu var. Denetlemeyenler, göz yumanlar, görmezden gelenler…
78 can bir gecede bu dünyadan birilerinin beceriksizliği, ilkelliği ve vurdumduymazlığı yüzünden yok olup gitti. Yangın güvenlik sistemini kurmayan, kurmuş gibi yapan herkes hesap vermeli. Yüksek Türk adaleti gerekeni yapar mı? Umudum hâlâ var.
Sivas Katliamı: 32 Yıl, 37 Can, Hâlâ Acı
2 Temmuz 1993… 13 yaşındaydım. Madımak Oteli yakıldı. 37 insan diri diri yakıldı. Cehennem ateşini onlara reva görenlerin görüntüleri hâlâ hafızamda. “Yakın, yakın” diye bağıran o kalabalık, meczuplaşmıştı ve adeta cumhuriyete olan kinlerini kusuyorlardı.
Sanıklar yargılandı, bazıları müebbet aldı, bazıları affedildi. 2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hayrettin Gül ve Ahmet Turan Kılıç’ı affetti.
Yaz Bitmedi, Mürekkebim Kurumadı
Dolmakalemim hâlâ yazıyor. Mürekkep, içimdeki sesin kâğıda akışı gibi. Yaz bitmedi. Ne gündem bitti, ne sorular… Yanan sadece orman değil, yiten sadece can değil.
Biz çalışacağız. Yazacağız. Sorgulayacağız. Çünkü biz intihar etmeyeceğiz. Biz kazanacağız.



























