
İthal Baharların İstilası: Bir “Thank You” Hezeyanı
2012 yılının o kararsız Şubat gecesinde, Trablusgarp’ta hava ne tam kışın sertliğini taşıyordu ne de beklenen baharın ferahlığını. Gökyüzü bile o gece ne tarafa döneceğine karar verememiş gibi pusluydu. Eski adıyla Yeşil Meydan, devrim sonrası ismiyle Şehitler Meydanı’nda yürürken; Arap Baharı’nın o meşhur “telaşı” her yeri sarmıştı.
Yakında okuyucuyla buluşacak olan “Dönüşüm” adlı kitabımda da detaylarıyla kaleme aldığım bu tarihi süreç, aslında sadece bir rejim değişikliği değil, bir halkın zihinsel kırılma noktasıydı. Bir zamanlar çakı taşımanın bile yasak olduğu o sokaklarda, şimdi tanklar ve uçaksavarlar cirit atıyor, namluların gölgesinde “hürriyet” nidaları yükseliyordu. Yanımda, çalıştığım şirketin Doğu Avrupa’daki otelinden gelen Slav meslektaşlarım vardı; sarışın ve Avrupalı kimlikleriyle o karmaşanın içinde yabancı birer parıltı gibiydiler.

Tam o sırada, tarihin en ironik ve hüzünlü anlarından birine tanıklık ettim: Libyalılar, yanımdaki kadınlara dönüp büyük bir minnetle “Thank you!” diyorlardı. Bu bir tesadüf değildi; bir halkın, kendi özgürlüğünü yabancı ellerin namlusunda aramanın acı bir hezeyanıydı. Ecnebileri kendi kurtarıcıları ilan etmişlerdi. Oysa bizler; “Ya istiklal ya ölüm” şiarıyla büyümüş bir nesildik. Zihnimde o an Amasya Genelgesi’nin vakur sesi yankılandı: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bugün İran’dan gelen sarsıcı haberler, bana Libya’daki o puslu geceyi ve devlet ile hükümet kavramlarını birbirine karıştırmanın ölümcül sonuçlarını yeniden hatırlatıyor. Dün okul yolunda katledilen masum kız çocuklarının acısı tazeyken, bugün bir liderin gidişine sevinen ama bu sevinçle beraber devletini emperyalizmin insafına terk etmeye hevesli kitleleri izliyorum. Hükümetler ve liderler değişebilir; ancak “Devlet”, o toplumun güvenliğinin ve onurunun en köklü çatısıdır. Hükümete olan öfkeyi devletin temellerini sarsacak bir hırsa dönüştürmek, kapıyı emperyalizme ve siyonizme içeriden açmaktır. Unutulmamalıdır ki; hükümet değişirse siyaset değişir, ama devlet yıkılırsa vatan işgal edilir.
İş münasebetiyle iki yıl boyunca sık sık ziyaret ettiğim, sokaklarını ve kültürünü soluduğum o kadim coğrafyayı ise ileride “Koklamam Safran” adını verdiğim kitabımda daha derinlemesine anlatmayı planlıyorum. Ancak şimdiden şunu söyleyebilirim: Temennim, İran halkının petrolünü ve yer altı zenginliklerini emperyalizme peşkeş etmeden, kendi bağımsız iradesiyle bu sıkıntılardan kurtulmasıdır.
Tecrübeyle sabittir ki; yabancının getirdiği bahar, yerli olanın safran kokusunu da, özgürlüğünü de alıp götürür. Kendi öz gücüne dayanmayan her “devrim”, bir başka esaretin ön sözüdür.
- İthal Baharların İstilası: Bir “Thank You” Hezeyanı

- 2026’ya giderken

- Otel Sahipleri, Lütfen Profesyonelleri Dinleyin

- TÜRK İNKILABININ KADINLARI

- Hindistan Yolculuğu – 2. Bölüm: Efsanelerin ve Fuarların Ülkesi

- Hindistan Yolculuğu – 1. Bölüm: Bombay’dan Mumbai’ye

- Yaz Ortasında Yangınlar ve Vicdan

- Tarihsiz Bir Sabah

- Arkasından yazı yazılacak adamlar, Hüsnü TAYANÇ

- Bir Yaşam Biçimi: Kemalizm

- Kartalkaya Yangını: Etik Çöküşün Acı Bedeli

- Dijital Dünyanın Çocukları: Alfa Kuşağı

- Suriye’deki Soydaşlarımız ve Misak-ı Milli’nin Çağrısı

- Kuşaklar Arasında Köprü Olmak

- Atatürk Unutulmaz

- Otelcilikte Kuşaklar ve Efsane Bekir Akkaş

- Eylülde Gel!

- Yunanistan Yolcuları…

- Yabancı Garsonlar…









