
Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 16
Bizim yaşlarda bazı haberleri almak hoş olmayabiliyor… Geçen günlerde yine güne kötü bir haberle başladım.

Bolu’da yaşamını sürdüren emekli aşçılarımızdan Erol Çelik telefonla aramış ve üzücü bir haber vermişti… Yıllarca beraber mesai arkadaşlığı yaptığımız, Aysun Ercan orkestrasının keman virtüözlerinden Aptullah Kezler hayatını kaybetmişti. Hayat böyle bir şey… Halbuki kısa bir süre önce eşi Ani’yle İstanbul’a gelmişti… Bostancı’da buluşup sohbet etmiştik, eski Hilton günlerimizin anılarını paylaşmıştık.

Allah rahmet eylesin… Sevdiğim bir arkadaşımdı. Daha önce vefat eden, grubun piyano ve akordeon sanatçısı Burhan Upcin ve kontrbas sanatçısı Engin Titiz de sevdiğim arkadaşlarımdı. Allah her birine rahmet eylesin.
Umarım daha fazla kötü haber almadan geçer ömrümüz.
Aşçı Erol Çelik ve Aşçı Hasan Kılıç, Hilton sonrası Executive Chef Anno de Vries’le beraber Hilton’dan sonra Divan Oteli’ne geçmişlerdi. Ben de bir süre sonra Hilton sonrası Divan Oteli’nde MDH olarak göreve başlamıştım. Ayrıca yine Hilton’dan Kamil Berk de Divan’a Genel Müdür, Erdoğan Şaylı da Yiyecek ve İçecek Müdürü olarak başlamıştı.
Hilton’da eğitimlerini tamamlamış bir ekip olarak, o dönemde Divan Oteli’ne önemli katkılarımız olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra Hilton aşçı başılarından Aybek Şurdum, ben Divan’dan ayrıldıktan sonra, yine Hilton kökenli Ercüment Ildağ ile Divan’da çalışmışlardı.
Aşçı Erol Çelik’ten bahsederken, aklıma gelen bir Divan dönemi anımı da yazmadan geçmeyeyim…
Vehbi Koç ve Samsun Sigarası
Merhum Vehbi Koç Bey sık sık Divan’a gelirdi. Devlet idaresindeki üst düzey konukları ile restoranın ek özel odalarında yemeklerini yer, bazen de ülke sorunları hakkında istişareler ederlerdi. Vehbi Bey, yemeklerinde bir kadeh viski içer, yemek sonrasında da sadece bir sigara içerdi ancak sigara paketi taşımazdı, o anda servisini veren garsondan bir sigara isterdi.
Garsonlar genelde Amerikan sigarası içerlerdi ama ceplerinde bir paket de Samsun sigarası mutlaka taşırlardı. Çünkü sigara istediği garson Amerikan sigarası çıkarırsa Vehbi Bey o kişiyi azarlar ve nüktedan bir şekilde “Size çok maaş veriyoruz galiba.” derdi. Bu sebeple, garsonlar ceplerinde Samsun sigarasını eksik etmezlerdi.
Yemek bitiminde, hesap standart prosedürlere göre tanzim edilir, Koç Holding’in merkezine yollanırdı. Vehbi Bey, hesabı titizlikle incelerdi. O dönemlerde, yanlış hatırlamıyorsam, hesaplar Koç aile mensuplarına yüzde elli indirimli, Koç şirket üst düzey yöneticilerine ise yüzde yirmi beş indirimli olarak tanzim edilirdi.
Vehbi Bey’in yemekte olduğu bir gün, bir kadeh viskisini hesaba yazalım mı diye soran garsona, “Boş verin, ikramımız olsun.” demiştim.
Hesap Koç Holding’in merkezine yollanmıştı her zamanki gibi… Vehbi Bey hesabı incelemiş, “İçtiğim viski neden hesapta yok?” diyerek otelin aranmasını ve sorulmasını istemiş. Bana sorduklarında sebebini tahmin ederek, daha önce kendi verdikleri davetlerden birinde artan yarım şişe viskilerini muhafaza ettiğimi söyleyip kendi viskilerinden servis edildiğini kendilerine iletmelerini söyledim…
Aradan kısa bir süre geçtikten sonra, holdingten otel aranmış… Bu durumda, kalan viskisinin evine yollanmasını istemiş Vehbi Bey… Mecburen yarım şişe viski evlerine yolladık.
Sonraları Erol Çelik ve Hasan Kılıç Marmaris’te Grand Azur ve muhtelif beş yıldızlı otellerde aşçıbaşılık yapmışlardı.
Hilton Anılarına Devam…
Roof Rotisserie olanca gücüyle çalışıyordu. Servis verdiğimiz misafirlerimiz her geçen gün artıyordu. Ekibimiz kuvvetliydi. Fikret Odabaş, Yaşar Kaçamak, Ercüment Ildağ, Hasan Özdemir zaman içinde terfi edip yükselmişlerdi. Ayrıca Yusuf Yılmaz, Bertal Yıldırım ve diğerleri ekibimize katılmıştı… Harika bir ekip olmuştuk.
Bir gün bir öğle yemeği organizasyonu vardı. Tüm ekibe lüzum olmayacağını, kaptanlara da gerek olmayacağını, kendim ve kısıtlı bir ekiple halledebileceğimi düşünmüştüm.
Defileli bir yemekti, hafta arası olduğu için de pek kimse gelmez diye düşünmüştüm. Eşim Suzan’la aynı binada oturduğumuz Yaşar Güler’in eşi Nurdan’ı da davet etmiştim defileyi izlemeleri için.
Tahminlerimde yanılmıştım! Gelenler oldukça fazlaydı, baktım içinden çıkamayacağız. Maitre d’hotel İsmail’e telefon edip durumumu anlattım ve yukarıya yardım gönderilmesini istedim.
Salı günüydü ve Balo Salonu’nda da Rotary öğle yemeği vardı.
İsmail, “Tamam.” diyerek, Balo Salonu’ndan dört kişi yolladı. Onları belli bölümlere dağıttım, içlerinden en genç olanı da set kısmına verdim. Bana yakın bir yerde olsun ki gözüm üzerinde olsun ve bir sıkıntı olursa destek verebileyim diye…
Bu genç, Eyüp Özdemir’di… Servis süresince çalışmasını takip ettim. Çok beğenmiştim hal ve hareketlerini. Organizasyon bittiği esnada, İsmail aradı ve “İş bittiyse çocukları yollayabilirsin.” dedi.
“Tamam, yollayayım ama bir tanesini burada tutacağım.” dedim. “O artık Roof’ta çalışacak.” diye de ekledim.
“Kimden bahsediyorsun sen?” dedi İsmail. Eyüp Özdemir’in ismini duyunca da “Tamam.” dedi ve ekledi: “Zaten ben de onu sana yollamayı düşünüyordum.”
Eyüp çok çalışkan, kibar, 18 yaşlarında bir gençti. Bir süre sonra askerlik çağı geldi, askere gitti. Askerlik dönüşü yanıma geldi. Onu görünce sevinmiştim, “Ne zaman başlıyorsun?” dedim ama o, “Şef, ben serviste çalışmayacağım, stewardinge geçeceğim.” dedi.
Chef Steward o dönemde Erdoğan Şaylı idi ve Eyüp ona asistan olacaktı. Roof adına üzüldüm ama onun adına sevindim… Ona başarılar diledim. İlerleyen yıllarda Yiyecek ve İçecek Müdürlüğü’ne geçmiş, üst düzey yönetici olmuştu. Sonraları Konya Hilton açılınca oraya transfer etmek istemişler ancak kabul etmeyerek, Bodrum Samara Oteli Genel Müdürlüğü görevini üstlenmişti.
Bodrum… İlk Resort Otel Deneyimi…
Ben de 2001 yılında Bodrum Ersan Tatil Köyü’nden Yiyecek ve İçecek Müdürlüğü teklifi almıştım. İstanbul dışı otelcilik benim için bir ilk olacaktı, denemek istedim. Otel sahipleri Ankaralı iş adamlarından Recai Ersan’dı, otelin yönetimini oğlu Cem Ersan yapıyordu.
On yıllık bir oteldi, ilk defa bir yiyecek ve içecek müdürü ile çalışacaklardı. Öncesinde bir şef garson ve aşcıbaşı ile kendilerince yiyecek içecek işini yürütmüşlerdi. Yaşadıkları bazı sorunlardan sonra da bu iş için iyi bir müdüre ihtiyaçları olduğunu anlayarak, biraz araştırma yapmışlar ve tavsiye üzerine de bana ulaşmışlardı. Anlaşmıştık… Benim için de bir ilk deneyim olacaktı resort otel.
Bir gün Cem Ersan, “Yahu, Samara Otel’de de Eyüp isminde bir Hilton’lu başlamış, tanır mısın?” dedi. Cevap vermedim, “Telefon açalım.” dedim. Telefon ettik otele ve genel müdürleri Eyüp Bey’i istedik. Eyüp telefonu açtığında, “Ben Jirayr.” dedim, “Hatırladın mı?” diye sordum.
Sevinçle, “Jirayr abi, hatırlamaz olur muyum?” dedi. Ersan Otel’de olduğumu, bir müsait anında görüşebileceğimizi söyledim. İki gün sonra geldi ziyaretime ve ondan sonra da sık sık görüştük.
Sene 2025 oldu, Eyüp dirayetli bir şekilde kariyerine devam etmekte ve halen Samara’da Genel Müdür olarak görevini sürdürmekte…
Tüm bunları hatırlarken ve eski arkadaşları yâd ederken yine kötü bir haber aldım.
Bir Zamanlar Hilton’da Geceleri
Roof Rotisserie’nin en sakin, nazik ve iyi huylu garsonlarından Erdinç Sezer’in de vefat haberini aldım. Çok üzüldüm, kendisini en son Karaköy’deki Afrodit Restaurant’ta organize ettiğimiz BİR ZAMANLAR HİLTON’DA gecemizde görmüştüm.

On sene kadar önce Facebook’ta BİR ZAMANLAR HİLTON’DA sayfasını kurduktan sonra grubumuza senede birkaç kere etkinlik yapmayı önermiştim. İlk etkinlik için nerede yapabiliriz diye araştırırken, Acarkent Coliseum’da çalıştığım dönemde tanıştığım İlhan Zeytun arkadaşımın Kuruçeşme’de Kuruçeşme Kahvesi isimli bir mekân açmış olduğu aklıma geldi. Hatta bir ara özel ricası üzerine çalışan garsonlarına servis konusunda eğitimler vermiştim.
İlk etkinlik hakkında onunla görüştüm ve Taksim’de (Taxim) isminde bir restoran daha açtıklarını, orada organize edebileceğimizi söyledi. Gittim, mekânı görüp beğendim, ilk organizasyonu orada yaptık.
İlk gecemizde 60 kişi kadar katılım oldu, çok güzel geçti. Sonraki yıllarda yine Hilton’lu Mehmet Öfkeli arkadaşımızın müdürlük yaptığı Elmadağ’daki Point Otel’de üç sefer, Hilton Roof’ta, Hilton Şadırvan’da ve en son Karaköy Afrodit’te bu etkinlikleri düzenledik.
Covid ve pandeminin başlangıcıyla etkinliklere de mecburen ara verdik. Sonrasında ise artan fiyatlar, emekli olan arkadaşlarımızın bütçesini aşar hale geldi. Şimdilerde Harbiye’ye yakın Pub Avni’de ara sıra 15 – 20 kişi toplanıp sohbet etme imkânı buluyoruz.
Dönelim Hilton’lu günlere…
Roof Rotisserie tüm hızıyla çalışıyordu, müşteri profilimiz yüksekti ve günbegün yeni müşteriler ediniyorduk. Mustafa Tatlıcı, Yervant Bey ve ailesi daimi misafirlerimizden olmuştu. Yervant Bey’in oğlu ile Hayko Kunduralarının sahibinin oğlu arkadaştılar. Bazen kız arkadaşlarıyla gelirlerdi, Sarı Votkama fena tutulmuşlardı. Her gelişlerinde Sarı Votkamıza saldırırlardı.
Gündüz saatlerinde restoran kapalıyken, masa rezervasyonları için gelen telefonlar yiyecek ve içecek ofisine yönlendirilirdi. İşe gelişimde önce ofise uğrayıp rezervasyonları alırdım. Yine bir gün rezervasyonları alırken, ofisten Nil Uygur bir ismi göstererek, telefon edenin önemli konukları olduğunu söylediğini, iyi bir masa istediğini belirtmişti. İsme baktım. Serope Bey diye biriydi. Tanımıyordum ama sekiz kişilik bir rezervasyondu.
Restoranda birden, on bir numaraya kadar olan masalar cam kenarı masalardı. Beş ve altı numaralı masalar altı kişiye kadar büyütülebiliyordu. Dokuz ve on numaralı masalar ise on kişiye kadar büyütülebiliyordu.
Dokuz numaralı masayı, sekiz kişi olarak gelecek olan Dük Kravattan Gazaros Beye ayırmıştım. On numaralı masayı da Serope Bey için ayırdım…
Gazaros Bey önce geldi, daha sonra da Serope Bey geldi. Tatlı bir sürpriz oldu çünkü tanışıyorlarmış. “Hayrola,” dedi Gazaros Bey, “Sen de mi Jirayr Bey’in müdavimi olacaksın?”
“Jirayr Bey kim?” dedi Serope… Gazaros da beni baş işaretiyle gösterdi. Adam uzun uzun yüzüme bakıp beni inceledi ama pek önemsemedim. Masalarından ayrıldım.
Aslında ben de Serope’yi düşünüyordum çünkü siması çok da yabancı gelmiyordu ama nereden tanıdığımı hatırlayamıyordum. Bir süre sonra adam tuvalete giderken önümden geçti ve yine uzun uzun beni süzdü. Bu sefer ben de dikkatle ona baktım. Tuvaletten çıkınca gelip, kızının nişanını yapacağını söyledi ve restoranı nişana verip vermediğimizi sordu.
Ben, “Hafta arası olmaz ancak pazar günleri restoran kapalı, isterseniz o gün tutabilirsiniz,” dedim. Ancak Serope Bey, “Biz cumartesi düşünüyoruz,” dedi.
Kaç kişi olacaklarını sordum ve 50 – 60 kişi civarı düşündüklerini söyledi. Restoranın ilerisindeki, özel gruplar için kullandığımız Fatih 1 ve Fatih 2 salonlarını gösterdim.
“İlk kısımda girişte bir kokteyl alırsınız, daha sonra ikinci kısımda yiyecek servisini yaparız. Arada müzisyenleri de yollarız, müzik yaparlar,” dedim.
Konuşurken bir taraftan da adamı inceliyordum ve birden, hani derler ya, “Jeton düştü.”
İlkokulu okuduğum Karagözyan’a hayırsever bir vatandaş piyano hediye etmişti. Serope Bey o hayırseverdi. Bir de piyano hocası getirmişlerdi ve kulağı seslere uygun kişileri seçtiler. Ben de seçilenler arasındaydım ve bayağı ilerlemiştim ama son sınıfta olduğum için okuldan ayrılacaktım.
Derslere devam etmek istediğimi söylemiştim. Taksim’deki Voskeperan Kilisesi’ne gel, orada piyano var, derslere orada devam edersin demişlerdi.
Okul bitiminde Voskeperan Kilisesi’ne gitmiştim, Serope Bey ve müzik hocası oradaydı. Konuştuk, günleri belirledik. Çıkarken Serope Bey, “Yalnız hassas bir konu var,” dedi.
“Biliyorsun burası Ermeni Katolik Kilisesi, Katolik olmayı kabul edersen buraya gelebilirsin,” diye de devam etti.
Çocuktum, dindar bir ortamda büyümedim, din de umurumda değildi ama dönekliği o yaşımda bile kabul edemiyordum. Kızdım…
“Kilisenizi başınıza çalın, piyano dersi falan da istemiyorum,” dedim ve ayrıldım oradan.
Bir anda bütün bu anılar aklıma geldi. Serope Bey’e,
“Ben, sizin ‘Katolik olmazsam piyano dersi alamayacağımı’ söylediğiniz o küçük çocuk olan Jirayr’ım,” dedim.
O da o anda hatırladı herhalde, “Yahu sorma, o zamanlar bizler de fanatik gençlerdik,” dedi ve espriyle devam etti:
“Ama nişan yemeğimi yapmam için benden mezhep değiştirmemi ve Gregoryan olmamı istemezsin herhalde?”
Ben de esprisine karşılık vermek ve ortamı daha da yumuşatmak adına,
“Dükkan benim olsa isterdim belki ama ben burada sadece çalışanım,” dedim.
Serope Bey’in kızı için harika bir nişan yemeği verdik. Aysun Ercan orkestrası konukları coşturdu ve yeni bir müşteri kitlesi kazandık.
Serope Bey, Serap Konfeksiyon’un sahibiydi ve kadın iç çamaşırları üretiyorlardı. Bizim misafirlere verdiğimiz otel kibritleri vardı ve onları çok severdi. Her gidişlerinde ona avuç dolusu otel kibritlerinden verirdim.
Bunları anlatırken aklıma yine geçmişten küçük anılar geldi.
14 – 15 yaşlarında olduğum dönem, oturduğumuz evin karşısında Vatikan elçiliğine ait geniş bir bahçe vardı ve o bahçede, girişi bizim evin karşısında olan bir Kulüp binası bulunuyordu. Mahallemizde çokça Fransız ve İtalyan aileler otururdu. O ailelerin gençleri kulüp binasında eğlenir, oyunlar oynarlardı. O gençlerden Piero isimli arkadaşım da arada beni kulübe sokardı. Kulübün yönetimi kilisenin baş papazı olan, “Monsenyör” dedikleri kişideydi. Bir gün ona rastladığımda “Ben de bu kulübe üye olmak istiyorum” demiştim.
“Olur ama önce Katolik olman lazım” demişti.
Nefret etmiştim… Arkadaşlarım olan kişilerin davetiyle de olsa bir daha o kulübe adımımı atmamıştım. Askerlik dönemimde de “Seni çok seviyoruz ama gel, sen de Müslüman ol” diyen arkadaşlarım da olmuştu. Mezheplerin ve dinlerin arkadaşlık ilişkilerine karışması veya karıştıranlar, her zaman beni irrite eden unsurlardan olmuştur.
Sıraselviler’de Valentino Bar
Bir akşam iş çıkışı Hasan Girgin, “Abi canım sıkılıyor, gel gidip birer kadeh içelim” demişti. Kıramadım, “Olur” dedim. “Nereye gitmek istiyorsun?” diye sordum.
“Sıraselviler’de Valentino var, Yakar Çelik, bizdeki eski barmen orada yöneticilik yapıyor” dedi. Biliyordum, Valentino, gaylerin çokça gittiği bir bardı ama “Olur” dedim ve oraya gittik.
Üst kata yöneldik, bar üst kattaydı. O ara Yakar Çelik’le karşılaştık, “Abi girişte yeni bir bölüm açtık, bugün açılışını yapıyoruz, oraya gelin” dedi.
Biz de o bölüme geçtik. Büyük yuvarlak bir barı vardı, çevresi doluydu, açık bir bahçe alanı vardı. Yakar, “Abi gelin bahçe bölümünde oturun, barda yer açılınca oraya alırım” dedi.
Bahçe bölümünde oturduk, bir süre sonra barda yer boşalınca Yakar bizi bara aldı. Barda güzel bir bayan “barmaid” servis yapıyordu. Yoğundu, her tarafa yetişiyordu.
Hasan’ın yanında bir erkek oturuyordu ve o da yanında oturan bir kadınla konuşur gibiydi. O ara bardaki barmaid, kalın bir sesle adama dönerek, “Önüne bak, sağa sola sarkma, oyarım” diye sataştı.
Ben şaşırıp, “Hasan, yahu bu erkek” dedim.
O da, “Abi tanımadın mı? Bu Seyhan Soylu, nam-ı diğer travestiler kraliçesi Sisi” dedi.
O söyledikten sonra hatırlamıştım, bir yerlerde okumuştum. İşte ben bunları düşünürken, o ara barın diğer karşı köşesinde aşçıbaşımız Anno de Vries’i gördüm ve yanında siyahi bir erkekle oturuyordu. O da bizi görmüştü ve kadeh kaldırdı bize.
Bu duruma içerlediğini tahmin ettiğimiz yanındaki siyahi, onu azarlar gibiydi birkaç dakika sonrasında…
Biz içkilerimizi içtik ve Hasan’a “Çıkalım” dedim. Giderken de “Otelde Anno’nun durumundan kimseye bahsetme” demeyi ihmal etmedim…
Ertesi gün restoranda Anno ile karşılaştım. Bir gece önce hiçbir şey görmemiş gibi davrandım ancak bana muzipçe bakarak, “Hanginiz aktif, hanginiz pasif?” diye sordu…
Güler misin, ağlar mısın…
Bu haftaki yazımı yine bir Mustafa Tatlıcı hikayesiyle sonlandırayım.
Bir akşam Mustafa Bey, eşi ve konuklarıyla toplamda altı kişi yemeğe gelmişlerdi… Tabii emniyet görevlisi de telsiziyle masadaydı. Özel bir durum olduğu için ben aldım siparişlerini. Emniyet görevlisi, misafir et sote istemişti… Mutfaktan Yılmaz Usta,
“Abi eldeki etler et soteye uygun değil, çoban kavurma yapayım” dedi.
Ben de çok bir fark olmayacağını varsayarak, “Olur” dedim.
Yemekler servis edildi, herkes yiyor ama bakıyorum emniyetçi yemiyor. Gittim ve kibarca,
“Beğenmediniz mi?” diye sordum.
Adam ise bana, “Sen beni küçük görüyorsun, herkese verdiği siparişi getirtiyorsun, bana istediğimi getirmeyip başka bir şey getiriyorsun” dedi.
Şaşırmıştım ama olabildiğince kısa yoldan, mutfağın elindeki etlerle güzel bir et sote olmayacağını, aşçımızın çoban kavurmanın daha iyi olacağını söylediğini ve birbirine benzer şeyler olduğu için onay verdiğimi anlattım.
Adam ise ısrarla, “Hayır, sen benim istediğimi getirmeyerek bana hakaret ettin” demekteydi.
Yemedi yemeği… Mustafa Bey’e durumu anlattım.
“Takma kafana, o şeker hastası, bazen böyle saçmaladığı oluyor” dedi.
Yemek sonrası giderlerken adam en sona kaldı ve bana parmağını sallayarak gitti.
Birkaç gün sonra lobby’de dolaşırken satış bölümünden Rolando Rossi ile karşılaştım. Heyecanla bana gelerek,
“Yahu Jirayr, senin bu emniyetteki polisle ne işin olur ki? Otele geldi, senin izin gününü sordu, bir izin gününde seni içeri alıp canına okuyacakmış” dedi.
Daha sonra Satıştan Mehmet Kunt Bey’e, en sonunda da Genel Müdür Mr. Spichtinger’e beni şikayet etmiş, hesap soracağını söylemiş.
Birkaç gün sonra lobby’de Mustafa Tatlıcı Bey ile karşılaştım. Rossi’nin, Kunt’un, Spichtinger’in bana söylediklerini anlattım.
Mustafa Bey bu konuya çok içerledi.
“Jirayr, ne istiyorsun sen söyle, nereye istiyorsan oraya tayinini çıkarttırayım bu adamın hemen” dedi…
Ben yine de şaka yapıyordur düşüncesiyle, “Sür, doğuya gitsin” dedim.
Bir gün sonra aradı, adamın doğuya tayininin çıkmış olduğunu söyledi. Üzülmüştüm tabii…
Takriben bir sene sonra da, “Yahu Jirayr, adam oralarda çok kaldı, istersen artık İstanbul’a aldıralım” dedi.
“Olur” dedim. Bu tip konularda şaka yapmamak gerektiğini de öğrenmiştim artık…
Adamın İstanbul’a tayini çıktı… Ama otele hiç gelmedi.
- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 19

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 18

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 17

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 16

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 15

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 14

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 13

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 12

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 11

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 10

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 9

- BİR ZAMANLAR HİLTON’DA – Bölüm 8

- BİR ZAMANLAR HİLTONDA – Bölüm 7

- Jirayr Zagikyan Bir Zamanlar Hilton’da Bölüm 6

- BİR ZAMANLAR HİLTON’DA – Bölüm 5 Hilton’da Şadırvan Geceleri…

- BİR ZAMANLAR HİLTONDA – Bölüm 4

- Bir Zamanlar Hilton’da: Jirayr Zagikyan’ın Anıları – Bölüm 3

- Bir de Komi mi Olacağım? Hilton’da 27 Yılın Başlangıcı / Bölüm 2

- Bir Zamanlar Hilton’da: Jirayr Zagikyan’ın Anıları









